EROTİK HİKAYE

  • GönderildiŞubat 24th, 2015

Bir gece, nasılsa uyuyor diye adamı yatakta tek başına bırakmış, çırılçıplak üzerine adamın yatağa girmeden bir kenara fırlattığı- tişörtü geçiriverip, kaçmıştı pencere kenarına yine sigara içmek için. Işıkları bilhassa yakmamıştı; gecenin karanlığı, uzaktaki sokak lambasından hafifçe vuran ışık ve sigarasının közünün aydınlığıyla bölünüyordu zaten. Perdeleri sıyırıp pencereyi ardına kadar açmış, pencerenin pervazına dirseklerini dayamış, nefes nefes keyiflenerek sigarasını içmeye başlamıştı.Aradan birkaç dakika geçmemişti ki, önce etini sıkıca kavrayıp, çıplak kalçalarını iki yana iyice çekerek ayıran elleri, sonra daracağına dayandığı an içini yakan ıslaklığı hissetti. Korkuyla bir anda tazyikli kana maruz kalınca beyni, vücudu kaskatı kesilivermişti, -sonradan “korkudan altıma edecektim, hiç öyle sinsi sinsi yaklaşılır mı” diye az söylenmemiş, karşılığında adamın ona “seni korkak tavuk” diyerek gevrek gülüşlerine katlanmıştı- o an derin bir nefes alıp yutkunmaktan başka bir şey yapamadı. Dilini içinde hissettiği anda geriye dönüp bir bakış fırlattı adama sadece; arkasında, bacaklarının arasında dizlerinin üzerine çökmüş, yüzünü kalçalarının arasına gömmüş, -kadına ve geceye rağmen- iştahla durmaksızın devam edişini görmek kesinlikle baştan çıkartıcıydı.İştahını göstererek bile kabartıyordu içini, yine aynı şey oldu onu seyrederken, kendiliğinden gevşedi kaskatı vücudu, kendiliğinden araladı bacaklarını dahasına yol vermek için, kendiliğinden bir ayağını hemen sağında duran taburenin üzerine kaldırıp dayadı.
Bu kendiliğinden oluverişlere bayılırdı, vücudunu himayesine alırdı adam, her yaptığına bir karşılık bularak… Öptüğünde, dilini çağırırdı, kendi diliyle kıvrılıp ağzının içinde oynaşması için… Etrafını parmak ucuyla çerçeveleyerek çizdiğinde, memesinin ucunu çağırırdı, kabarıp parmaklarının arasında ezilmesi için
Avuçiçiyle beline dokunup bastırdığında kalçalarını çağırırdı, vücudunun öne kıvrılışıyla deliklerini daha da ortaya çıkarması için… Ellerini kasığında gezdirdiğinde, ıslaklığını çağırırdı tadını birazdan her ikisinin dudakları arasına yerleşecek parmaklarına bırakması için…
Varlığının kadınlığına bir kastı var gibiydi velhasıl; sesi, her sözü, nefesi, her hareketi… Kadınlığını, şehvetini, tutkularını çağırırdı; iştahına konu, karşılıklı keyiflerine amade etmek için…
Bir an nerede ve ne yapıyor olduklarının ayırdına varınca, pencerenin pervazını endişeyle avuçlayıp doğrulmaya meyletti. Etrafı, bir gören olup olmadığını bilmek istercesine, süzdü karanlığın içinde o an muhtemelen kedi gözü gibi parlayan gözleriyle. En yakını yaklaşık 20 metre ötelerinde olan apartmanda ışığı yanan bir daire yoktu, diğer apartmanlar da kendilerini göremeyecek kadar uzaktalardı, yine de duraksadı…
“Ya bir gören olursa?”
Adam, doğrulayazdığını fark edip de sonrasında fısıltıyla karışık ağzından dökülüveren sorusunu duyduğunda, yüzünü kalçalarının arasından geriye çekmiş, ağzını daracığının üzerinden ayırmış, kısa bir an derinden ve iç çekerek nefeslenmişti.
“Başını ellerinin üzerine yasla. Beni değil, seni görecekler!”
Bu dediğinde bir meydan okuma sezmişti aslında, derinlerinde bir yerde ‘burada, bu halde, ne kadar kendin olabilirsin’i soruyordu adam, ‘iniltilerini, çığlıklarını, nefesini ne kadar tutabileceksin, gözlerini devirmeden ne kadar durabileceksin’i. Yine de dediğini yapıp alnını, pencerenin pervazını daha sıkı sıkıya kavramış duran elinin üzerine kapattı.Sonuçta, gördüm ve arttırıyorum, en sevdikleri oyundu! Kanı çoktan feverân etmişti, kasıklarından bacakarasına…Dizlerinin üzerinde biraz daha mesafe alıp, vücudunu iyice bükerek girip yerleşti kadının bacaklarının arasına adam. Baldırlarını ön tarafından kavrayarak biraz daha kendine çekerken kadının kalçalarını, kafasını gidebildiği kadar geriye yaslayıp ağzını kapattı altından- kadının üzerine; ateşiyle dudaklarını, tadıyla damağını, rayihasıyla burnunu alev alev yakacağını adı gibi bildiği ıslaklığın, diliyle araladığı şişmiş pembemsi dudaklarının orta yerinden…
Belini iyice kırdı, bacaklarını daha da aralayıp, tabureye dayalı ayağını, parmakuçlarında yükselterek iyice havalandırdı. Kalçalarını hafif hareketlerle sağa sola kıvırarak yol veriyordu dilini dibine vardırmalarına adamın… Vücudunu, adamın ağzına diline ittikçe, tavrını nasıl hırçınlaştırıp sertleştirdiğini fark ediyor, daha derinlerini yalayıp emdiğini, arada ufak ısırıklarla dişlediğini, dudaklarını içine çeke çeke sömürdüğünü hissetmek hoşuna gidiyordu. Çenesi bızırına, burnu daracağına yaslıydı, elleriyle yoğuruyordu etini -sıkı ve sertçe-, yine de anlık hareketlerle, kimi zaman nefeslenmek kimi zaman da dilini tek hamlede ve daha sert gömebilmek için kadının içine, uzaklaşıyordu. Bunu hissettiğinde daha fazla itiyordu vücudunu adama doğru O anda, o halde, ağzını amından çekip ayırmasına katlanamıyordu; yiyilip bitirilmeler dururken, boşlukta asılı bırakılmak gibiydi ağzını çekmesi üzerinden, oysa dünden hazırlardı birlikte bulutların üzerine çıkıp oradan kendilerini boşluğa umarsız bırakmaya…
“Var” olmak böyle bir histi, bir adamın dürtülerinden, arzularından, şehvetinden doğmak ve ruhuyla beslenmek, aklını kadınlığıyla dizginlemek… İçine çağrıldığı anaforlara katmak kendini… Akmak, akmak, akmak… Ama bitmemek, hep artmak… Böyle bir histi…
Zaman ve karanlık ve sessizlik ve ıssızlık mefhumlarının, koçbaşı ile dövüle dövüle yerle bir edilen kale kapıları gibi ardı ardına devrildiği bir andı. Kafasını ellerinin üzerinden çoktan kaldırıp doğrulmuş, nefes nefese kalan vücudu sıtmaya tutulmuşcasına soğuk terler akıtıp zangır zangır titremeye, ağzından neredeyse rahatça duyulacak keskinlikte iniltiler çıkmaya başlamıştı. Adam, henüz dili içinde yılan gibi kıvrılmaya devam ederken, çıldırtan bir yavaşlıkta ellerini kalçalarından sıyırıp bacaklarının arasına taşıyıp amını avuçladığı zaman dilini, dudaklarını üzerinden çekmişti. Yine de nefesini çok yakından hissedebiliyordu, son darbeyi içini her zaman en doğru yerden gıdıklayan parmaklarıyla vuracağını, sonra da -biraz uzaktan bakarak- ellerine damla damla nasıl aktığını seyredeceğini tahmin etmişti… Yanılmadı…Titriyordu, vücudunu taşıyacak mecali kalmamıştı ayaklarının, yere yığılmak istedi o an, yığılmak ve öylece kalmak, ta ki nefesi tekrar düzelinceye kadar… Amma velakin, adamın bunu yapmasına izin vermeyeceğini de tahmin edebiliyordu. Her yeni fasılada birbirlerine daha da ermelerine alışkınlardı, her ikisi de ciğerlerini havaya yayılan intim kokusuyla doldurdukça nasıl da çağlayacaklarını biliyorlardı, “bu kadar yeter” deyip de asla bırakmazlardı!
Adam bacaklarına asılarak, ellerini avuç avuç etiyle doldurup kavrayıp bırakıp yoğurarak, okşayarak kalktı yerden ve hemen arkasında doğruldu. Ardından kocaman bir şaplak geldi kıçının sağ yanından… Şaşırdı ve dikeldi yerinde kadın. Hemen ardından kocaman bir şaplak daha yedi, bu sefer sol yanından gelip kalçasının en yuvarlağında sesli bir şakırtıyla patlayan. Geriye çevirdi başını ve gözlerini kısarak delice bir bakış fırlattı adama. Adam bakışındaki kıvılcımı gördü, çenesinden kavradı onu sertçe, dudaklarını dudaklarının üzerine kapatarak yaydı damağında biriktirdiği tüm tadını ağzına… Dilini, dudaklarını ve dişlerini; diline, dudaklarına ve dişlerine bulaştıra bulaştıra sertçe öptü, nefessiz bırakacak uzunlukta.Yine kendiliğinden oldu her şey; kadının içinden şimdiye kadar söylediği en ıslak şarkının notaları bir bir akmaya devam ederken, adamın siki kendiliğinden uzandı Escort Kadın kalçalarının arasından bacaklarının içine, kendiliğinden buldu iç gıdıklayıcı şarkılar söyleyerek adını çağıran pınarının kaynağını, kendiliğinden ve teklifsiz daldı derinlerine, umarsız buldu dibini amının, duvarlarını okşaya okşaya kayarken içine ve hemen sonra sertçe gidip gelmeye başladı.Adamın üzerine abanmasıyla, pencereyle arasında hareketsiz kalmıştı. Sağ elini boynuna atıp boğazını kavradı adam, sol elini memesiyle doldurup sıkıştırdı. Hareket etmesine zaten olanak yoktu ama, adam böylelikle onu iyice sabitlemiş oldu durduğu yerde. Yine de bacaklarını araladı iyice Sadece çağırdı adamı içine akıtsın diye içini, “gel” dedi çaresizce inleyerek, “gel
Zaman ve karanlık ve sessizlik ve ıssızlık mefhumlarının, koçbaşı ile dövüle dövüle yerle bir edilen kale kapıları gibi ardı ardına devrildiği yeni bir andı yaşanan. Zaman, iç içe geçtikleri dakika durdu. Karanlık, her ikisinin de gittikçe kabaran hayvani şehvetlerinin parıldattığı gözlerinde yarıldı ortadan ikiye. Sessizlik, ufak ufak haykırışları, derin derin nefes alışverişleri ve arzudan boğulmuş kesik kesik homurtularıyla bölündü…Ve ıssızlık; gözleri, adamın altında ağırlığıyla en keyifle ezildiği zaman, tam da her gelip gitmesiyle biraz daha canhıraş bir yakarışla sarsılan “en sevdiği” memesinin “en sevdiği” ucunun gösterdiği istikamette, perdelerin arasından gördüğü karaltının, kendilerini muhtemelen nefesini tutmuş şekilde seyreden meraklı gözleriyle karşılaşınca dağıldı…
“Artık, ikimizi de, gördüler adam!”
Yine de duramazlardı…Adam ellerini üzerinden çekip kadının iki yanından pencerenin kenarlarına yasladı, bacaklarıyla iyice araladı kadının bacaklarını ve vücudunu ellerini yasladığı yerden aldığı kuvvetle iyice geriye atıp, kasığını sanki taşşaklarını da sikiyle beraber kadının dibine gömmek istercesine yapıştırdı kalçalarına, son bir kere, var gücüyle yüklenip en derinine vurdu kendini…Sonunda, vücutları ayrıldığında, bacaklarının arasından süzülüverdi içinde patlayan dölleri adamın… Bu sıcaklık, bu doluluk hali ona daima iyi hissettirirmiştir.

Yorumunuzu yazın “EROTİK HİKAYE”